Page Background

Nar: En‘âm’ın Meyvesi ve Olgunlaşmanın Hikmeti

Sağlıklı Beslenme
Yaklaşık 7 dk okuma
Nar: En‘âm’ın Meyvesi ve Olgunlaşmanın Hikmeti

Nar: En‘âm’ın Meyvesi ve Olgunlaşmanın Hikmeti

Seri: Vahyin Sofrası

Sonbaharın gelişi bazı meyvelerde takvimden önce hissedilir. Nar da onlardan biridir. Dalında ağırlaşır, kabuğunun rengi koyulaşır; kesildiğinde ise dışarıdan tek parça görünen o meyvenin içinde, ince zarlarla birbirinden ayrılmış yüzlerce tane ortaya çıkar.

Kur’an’da narın adı üç ayette geçer. Dikkat çekici olan, bu üç zikrin de aynı bağlamda olmamasıdır. Bir yerde insanın bakışı meyvenin ürün verişine ve olgunlaşmasına çevrilir. Bir yerde nimetten yararlanmak ve israf etmemek yan yana gelir. Bir başka yerde ise nar, cennet nimetleri arasında anılır.

En‘âm Suresi’nde şöyle buyrulur:

“…Birbirine benzeyen ve benzemeyen zeytin ve narlar yetiştirir. Meyve verdiğinde meyvesine ve olgunlaşmasına bakın…”

(En‘âm, 6/99 — mealen)

Aynı surenin ilerleyen ayetlerinde nar yeniden karşımıza çıkar:

“…Birbirine benzeyen ve benzemeyen zeytin ve narları yaratan O’dur. Ürün verdiğinde ürününden yiyin… fakat israf etmeyin.”

(En‘âm, 6/141 — mealen)

Rahmân Suresi’nde ise başka bir sahnenin içindedir:

“İkisinde de meyveler, hurma ve nar vardır.”

(Rahmân, 55/68 — mealen)

Nar, böylece yalnızca adı zikredilen bir meyve olarak kalmaz. Onun oluşumuna, farklılığına, olgunluğuna, tüketilişine ve insanın nimet karşısındaki tavrına uzanan daha geniş bir anlatının içine yerleşir.

Meyvesine ve Olgunlaşmasına Bakın

Bir narın olgunlaştığını çoğu zaman renginden ve tadından anlarız. Kabuğun tonu değişir, ariller koyulaşır, ekşilik ile tatlılık arasındaki ilişki başka bir hâl alır. Fakat meyvenin içinde gerçekleşen değişim, gözle görülenlerden daha fazladır.

Nar üzerinde yapılan çalışmalar, olgunlaşma boyunca şekerlerin, organik asitlerin, antosiyaninlerin ve fenolik bileşiklerin sabit kalmadığını gösteriyor. Bazı çeşitlerde olgunluk ilerledikçe glikoz ve fruktoz ile çözünür kuru madde artarken asitlik ve bazı organik asitler azalıyor; antosiyaninlerdeki artış ise meyvenin giderek derinleşen rengine eşlik ediyor.

Son yıllardaki metabolomik çalışmalar bu değişimin ne kadar geniş olduğunu daha açık gösteriyor. Narın yenilebilir kısmında yüzlerce metabolit tanımlanmış; meyvenin gelişimi sırasında özellikle flavonoid metabolizmasının yön değiştirdiği ve ileri olgunluk dönemlerinde antosiyanin sentezinin belirginleştiği görülmüş.

Dolayısıyla olgunlaşma, yalnızca meyvenin tatlanması ya da kırmızılaşması değildir. Rengin ardında pigmentler, tadın ardında şeker ve asitler, görünürdeki değişimin ardında ise devam eden bir biyokimya vardır.

Burada ayetin maksadını bilimsel veriye indirgemek doğru olmaz. Fakat “olgunlaşmasına bakın” ifadesinin yönelttiği dikkat, bilimin gösterdiği ayrıntılarla daha da zenginleşebilir. Dalda duran meyve dışarıdan aynı görünse de içeride zaman işlemeye devam eder.

Birbirine Benzeyen ve Benzemeyen

En‘âm Suresi’nde nar için iki kez kullanılan bir başka ifade de “birbirine benzeyen ve benzemeyen”dir.

Narın kendisi bu ifadeyi düşünmek için oldukça zengin bir örnek sunar. Farklı nar çeşitleri ilk bakışta birbirine benzer; buna rağmen kabuk ve aril rengi, tatlılık-ekşilik derecesi, olgunlaşma zamanı, şeker ve organik asit profili bakımından ayrılabilir. Bilimsel çalışmalar bu farklılığın yalnızca çeşitten kaynaklanmadığını; iklimin, yetişme bölgesinin, olgunluk evresinin ve çevresel koşulların da meyvenin metabolik yapısını etkileyebildiğini gösteriyor.

Narın içine geçildiğinde bu çeşitlilik başka bir biçimde devam eder.

Kalın kabuğun ardında, zarlarla birbirinden ayrılan odacıklar bulunur. Her odacıkta çekirdeği çevreleyen sulu ariller yer alır; sofrada yediğimiz kısım da esas olarak burasıdır.

Fakat narın bütün parçaları aynı kimyasal profile sahip değildir. Kabuk özellikle ellagitanninlerden zenginken, aril ve meyve suyunda antosiyaninler ile flavonoller öne çıkar; çekirdek yağının karakteristik bileşenlerinden biri ise punisik asittir. Güncel literatür bu nedenle narı tek ve homojen bir ürün olarak değil, birbirinden farklı gıda matrisleri taşıyan bir meyve olarak değerlendirmeyi öneriyor.

Bu ayrım, beslenme bilimi açısından önemlidir. “Nar polifenol içerir” demek doğru olabilir; fakat hangi kısmın, hangi bileşiği, ne miktarda taşıdığını söylemeden anlatı eksik kalır.

Bir narın kabuğunu açtığımızda gördüğümüz çoğulluk, kimyasal yapısında da karşılığını bulur.

Nar Sofrada Bitmiyor

Bir besinin içinde hangi bileşiklerin bulunduğunu bilmek, o besinin insan bedenindeki hikâyesini bütünüyle anlatmaz. Sindirim sırasında ne kadarının erişilebilir hâle geldiği, hangi metabolitlere dönüştüğü ve kişinin kendi bağırsak mikrobiyotası bu sürecin bir parçasıdır.

Narın ellagitanninleri ve ellagik asidi bunun güzel bir örneğidir. Bu bileşikler bağırsak mikroorganizmaları aracılığıyla ürolitin adı verilen metabolitlere dönüştürülebilir. Ancak mikrobiyota yapısı herkeste aynı olmadığı için bu dönüşüm de bireyden bireye farklılık gösterebilir. Güncel bir derleme, narın olası biyolojik etkilerini değerlendirirken yalnızca içerdiği bileşiklere değil; gıda matrisi, işleme biçimi, biyoyararlanım ve mikrobiyota aracılı metabolizmaya birlikte bakılması gerektiğini özellikle vurguluyor.

Bu bilgi beslenmeye dair çok temel bir gerçeği hatırlatıyor: sofrada aynı görünen bir besin, bedenin içinde herkes için birebir aynı yolu izlemeyebilir.

Nar suyuyla ilgili araştırmaların farklı sonuçlar verebilmesi de kısmen bununla ilişkilidir. Yalnızca arilden sıkılmış bir ürünle, üretim sırasında kabuk veya zar dokularının da temasa geçtiği bir nar suyunun fitokimyasal profili aynı değildir. Buna doz, tüketim süresi, kişinin metabolik durumu ve mikrobiyotası da eklendiğinde “nar şunu yapar” şeklindeki kesin cümlelerin neden temkinle kurulması gerektiği anlaşılır.

Bir besini değerli görmek için ona olağanüstü özellikler yüklemek gerekmez. Narın kendi doğal yapısı zaten yeterince zengindir.

Yiyin, Fakat İsraf Etmeyin

Narın geçtiği En‘âm 141’de nimetten yararlanma ile israf etmeme aynı ayetin içinde yan yana gelir.

Bugün narın gıda endüstrisindeki kullanımına bakıldığında bu uyarıyı başka bir açıdan düşünmek mümkün. Nar suyu ve diğer nar ürünlerinin üretiminde kabuk ve çekirdekler büyük miktarda yan ürün oluşturabiliyor. Bazı değerlendirmelerde bu kısımların toplam meyve ağırlığının yarısından fazlasına ulaşabildiği bildiriliyor.

Bir dönem yalnızca uzaklaştırılması gereken artıklar olarak görülen bu kısımlar, bugün gıda biliminin araştırma konularından biri. Nar kabuğundaki polifenoller ve pektin gibi bileşenlerin geri kazanılması; farklı gıda ürünlerinde, ambalaj teknolojilerinde ve başka endüstriyel uygulamalarda değerlendirilmesi üzerine çalışmalar yürütülüyor. Araştırmacılar daha az kaynak tüketen ve çevresel yükü azaltmayı hedefleyen ekstraksiyon yöntemleri üzerinde de duruyor.

Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir. Nar kabuğunun çeşitli biyoaktif bileşikler taşıması, onun evde yenmesini ya da tedavi amacıyla kullanılmasını gerektirmez. Bu literatürün önemli bir bölümü ekstraktlara ve endüstriyel uygulamalara aittir.

Fakat meselenin başka bir tarafı dikkat çekicidir: bir şeyin yenmeyen kısmı, bütünüyle değersiz olmak zorunda değildir.

İsrafı yalnızca tabağa aldığımız miktar üzerinden konuşmak eksik kalabilir. Meyvenin yetiştirilmesinden işlenmesine kadar geçen süreçte toprağın, suyun, emeğin ve ürünün ne kadarının kaybolduğunu düşünmek de bugünün beslenme dünyasının önemli meselelerinden biridir.

Cennet Tasvirinde Nar

Rahmân Suresi’nde narın geçtiği yerde artık olgunlaşmadan ya da hasattan söz edilmez. Nar, hurmayla birlikte cennet nimetlerinin arasında anılır.

Bu noktada bilimin sınırı bellidir. Cennet tasvirinin anlamını bir besin analizine çevirmek mümkün olmadığı gibi, buna ihtiyaç da yoktur.

Dünyadaki narın kendisi ise güçlü bir duyusal zenginlik taşır. Kalın kabuğun içinde birbiri ardına dizilmiş taneler; beyazdan açık pembeye, koyu kırmızıya kadar uzanan renkler; tatlıyla ekşi arasında değişen lezzetler… Nar yalnızca besin içeriğiyle değil, sofraya getirdiği görünüş ve tatla da kendine ayrı bir yer açar.

İkram dediğimiz şeyin tamamı zaten sayılara sığmaz. Bir meyvenin besin öğeleri ölçülebilir; mevsiminde önümüze gelişinin, paylaşılmasının ya da sofraya kattığı güzelliğin karşılığı aynı şekilde hesaplanamaz.

Narın Bize Bıraktığı

Kur’an’daki üç nar ayetini yan yana koyunca küçük ama tamamlanmış bir çizgi beliriyor.

Meyve oluşuyor ve olgunlaşıyor; insan ona bakıyor. Birbirine benzeyenlerin arasında farklılıklar görüyor. Ürününden yararlanıyor fakat savurganlığa düşmemesi hatırlatılıyor. Nar, başka bir yerde de nimet ve ikramın içinde yeniden anılıyor.

Bilimin nar hakkında anlattıkları bu çizginin yerine geçmiyor; fakat meyvenin maddi tarafındaki ayrıntıları çoğaltıyor. Olgunlaşmayla değişen bileşikler, farklı çeşitlerin kendine özgü profilleri, tek kabuk altında farklı dokular, bağırsakta yeniden dönüşen polifenoller ve kullanılmadan kalan kısımların yeniden değerlendirilebilmesi…

Nar açıldığında masaya saçılan taneler bütün bunları anlatmaz elbette. Fakat artık o kırmızı tanelerin ardında, dalından bedenimize uzanan daha uzun bir yol olduğunu biliyoruz.

Ve narın sert kabuğunun içinde taşıdığı o kalabalığa bakınca, “meyvesine ve olgunlaşmasına bakın” ifadesi zihinde biraz daha uzun kalıyor.

Diyetisyen Notu

Narın taneleri ile nar suyu beslenme açısından aynı şekilde değerlendirilmemelidir. Bütün meyveyi tüketmek, meyvenin doğal yapısını ve lifini korurken nar suyunda porsiyon başına daha fazla meyvenin şekeri daha kolay tüketilebilir. Diyabet, insülin direnci veya özel bir metabolik durumu bulunan kişilerde miktar ve tüketim şekli bireysel olarak değerlendirilmelidir.

Nar kabuğu ve konsantre nar ekstraktlarıyla ilgili bilimsel çalışmalar ise doğrudan taze meyve tüketimiyle eş tutulmamalıdır. Araştırılan ürünün hangi kısmından ve hangi yöntemle elde edildiği, bilimsel sonucu yorumlarken önemlidir.

```

İlgili Yazılar

Zencefil: Keskin Tadın Hikmeti

Kur’an’da cennet ikramı içinde anılan zencefilin izini; İnsan Suresi’nden gingerol ve shogaol bileşenlerine, bulantıdan glisemik denge ve inflamasyon araştırmalarına uzanan bir bakışla keşfedin.

Devamını Oku